Kasımda New York Bir Başkadır!
WHAT'S UP GUYS?
Yazarken en heyecanlı olduğum gezi yazısı bu olacak, her zaman hayalini kurduğum şehri gezerken gördüğüm güzellikleri, edindiğim tüm tecrübeleri New York'a dair her şeyi şimdi buraya tek tek yazacağım. İlk defa bir yazıda bu kadar "dünyanın en büyük, dünyada tek" cümlelerini kuracağım. Yazdıkça tekrar aynı heyecanları yaşayacağım ve eminim çok seveceksiniz. Gelin şimdi hep beraber bu rüya şehri gezelim!
Aylar süren yakın tarihe vize randevusu bulma kovalamacamdan sonra sonunda New York'a gidilebilecek en güzel ay olan Kasım'a bir gezi planlayabilmenin heyecanını anlatamam. 10 günlük tatil planımızı acaba gerçekleştirebilecek miyiz diye çok uğraştık. Ekim ayında şans eseri boş bir randevu bulup hemen tarih ve saat seçimi yaptım. Vizemi aldığımda "işte şimdi her şey daha gerçek" düşüncesi öyle güzel ki.
Bütün seyahatlerimiz gibi bu da çok kısa bir sürede planlandı ve her şey neredeyse gelişi güzel devam etti. Pasaportum geldikten bir hafta sonra bizim için her şey hazırdı ve uçak biletlerimizi aldık.
İstanbul havalimanından John F Kennedy Havalimanına süren yaklaşık 10 saatlik bir uçuşla işte nihayet New York şehrine adım attık. Hiç bir zaman başka bir ülkede olmaktan korkmadım. Yapamazsam bir şeyler ters giderse diye düşündüğüm hiç olmadı çünkü her zaman bir şeyler ters gider. Etrafta size yardım edebilecek insanlar her zaman vardır ki tam olarakta böyle oldu.
New York internet ağı açısından çok güçlü bir şehir, bir şeyleri araştırıp bulmak için sadece bir telefon ve internete ihtiyacınız var.
Pasaport kontrolüne geldiğimizde çok basit sorular ile New York'ta ne yapacağımızı, ne kadar ve ne nerede kalacağımızı sordular. Bunları rahat bir şekilde cevaplayıp ülkemize döneceğimizin kanıtını dönüş biletlerimiz ile sunduk ve sıkıntısız bir şekilde havaalanından çıkış yaptık.
Yanınızda mutlaka otel rezervasyonlarınızı bulundurmalısınız. Vize olan tüm ülkeler gibi sizden öğrenmek istedikleri tek şey ülkenize sorunsuz bir şekilde geri dönebilecek olmanızın kanıtıdır.
Havaalanı çıkışında sizi trene götürecek otobüsleri bulacaksınız, bu otobüsler ücretsiz oluyor. AirTren dedikleri bir hat ile şehir merkezine geçiyorsunuz. Binerken bir ücret ödemiyorsunuz fakat indiğiniz istasyonda gişelerden geçmek için almanız gereken bir kart var ücreti kişi başı 8 dolar. Bu ücret bir nevi oraya gelmek için kullandığınız araçların ücreti oluyor. Çünkü havaalanında özel bir araç veya taksi kullanmayacaksanız airtren haricinde bir seçeceğiniz yok. Gişelerden kartı okutarak geçiyor ve tekrar bir kart alıyorsunuz, aldığınız bu kart ise New York'ta sürekli olarak kullanacağınız metro kartları kişi başı ücreti 33 dolar. TL olarak baktığımızda yüksek görünebilir ama metroyu o kadar çok kullanıyorsunuz ki aldığınız kartın hakkını veriyorsunuz.
Size tavsiyem gitmeden önce bütün New York haritasını Google mapsten indirmeniz olacak. İnternetiniz olmadan çevrimdışı olarak haritaya bakabilirsiniz ama merak etmeyin indirmemiş olsanız bile dediğim gibi her yerde free wifi var. Google Maps büyük bir kurtarıcı oldu bizim için.
Biz Radio Otel'de kaldık. Bu oteli de şans eseri seçtik hem merkezi yerlere yakınlığı hem de fiyatı açısından tercih ettik. New York'ta kalacak yer bulmak bizi en çok zorlayan şey oldu. Gittiğimiz yerlerde genelde airbnb tercih ediyoruz fakat New York arbnb fiyatları otel fiyatlarından daha yüksek nedense. En azından oda temizliği olur diye düşünerek bu sefer otel tercih ettik. Muhit olarak çokta sakin ve güvenlikli bir yer değildi ama bunlara rağmen hiç bir olay ile karşılaşmadık. Otel çalışanları çok kibar ve yardımseverdi bu yüzden hem uygun fiyatlı hem de yakınlık açısından bir otel düşünürseniz tavsiye ediyorum.
New York'a adım atma hikayemiz bittiğine göre asıl gezimize şimdi başlıyoruz.
1. Gün
Eğer gerçek bir gezginseniz yeni bir ülkeye gittiğinizde asla geç uyanmamalısınız çünkü keyif yapmaya değil gezmeye geldiniz bunu sakın unutmayın! :)
Uyanır uyanmaz New York'u gündüz gözü ile görme heyecanı bastı ve hızlıca hazırlanıp kendimizi dışarı attık. Metro 5 dakikalık bir yürüme mesafesindeydi. Çıkmadan önce otelde gideceğimiz yerlerin yol tariflerini aldık. Ve ilk durağımız kahvaltı yapabileceğimiz bir yer olacaktı tabi ki. Kahvaltıları meşhur olan JACK'S WIFE FREDA diye bir yer bulmuştum. Bu tatlı mekan Chelsea'de bulunuyor ve burası öyle güzel bir semt ki.
Neredeyse bütün mekanların önünde bir menü oluyor bu şekilde girip girmemeye karar veriyorsunuz. Menüye baktığımız da bizi çok aşan bir yer olduğunu farkettik ama bunu sorun etmiyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum her şey gerçekten lezzetli görünüyordu. Ortamın samimiyetine diyecek yok.
Hemen ilerisinde kendimize tatlı bir bakery bulduk. BOURKE STREET BAKERY. Ve daha ilk günden yemek konusunun bizi çok zorlayacağını anladık. Tabi ki bunun sebebi kurların çok yüksek olması. 5 gün boyunca kahvaltılarımıza ortalama her gün 400-500 tl gibi bir para vermek zorunda kaldık. Akşam yemeklerini siz düşünün. Bu gezi yazısında yemek açısından çok verimli şeyler yazamayacağım ama tercih ederseniz çok güzel yerler paylaşacağım.
CHELSEA
Kahvaltıdan sonra enerjimizi toplayıp gezmeye Chelsea'den başlıyoruz. Bu semt New York'un en güzel yerlerinden biri. Böyle geniş caddeleri ilk defa gördüğümüz için biraz başımız dönmedi değil. Her yere bakma isteği bir yerden sonra gerçekten başınızı döndürüyor. Chelsea başlı başına gezilmesi gereken bir şehir gibi, içerisinde bulunan turistik yerler neredeyse bir gününüzü alır. Tabi bizim gibi geziyorsanız. Yavaş tempo ile belki iki gün verebilirim. Yan yana duran kısa katlı apartmanları ile çok düzenli bir yapısı var. Yine burada bulunan alışveriş merkezi diyebileceğimiz fakat çok daha fazlası gibi görünen yer Chelsea Market. İçerisinde çeşitli Restaurant ve kafeler var. Ayrıca Halloween zamanında geldiğimiz için içerisi inanılmaz renkli. Büyük bir ihtimalle Noel zamanında da bu şekilde oluyor. Kesinlikle gezmenizi tavsiye ederim. Google binasının tam karşısında. Deniz ürünü mahsüllerini seviyorsanız burada uygun fiyatlı mekanlarda yiyebilirsiniz. Ayrıca taco sevenler için önünde kuyruk olan LOS TACOS NO1'i tavsiye ederim.
HIGH LINE
Burada yerden yükseltilmiş ve yeniden düzenlenip park haline çevrilmiş eski bir demir yolu hattı var. Tren hattı kapanınca o dönemden beri bu hat üzerinde çimen, ot, çiçek ve ağaçlardan oluşan kendine has bir ekolojik sistem oluşmuş. İsmine High Line diyorlar ve gerçekten çok tatlı bir yer. Manzarasıda bir o kadar güzel. Ayrıca oturulacak hatta uzanıp güneşin tadını çıkartabileceğiniz alanlar yapmışlar.
Bir sonraki rotamız New York'un göz bebeği Manhattan. Filmlerde gördüğünüz o güzel sokaklar, apartmanlar, dükkanlar her şey burada. Tabi ki özellikle görmek istediğimiz bir bina vardı. Friends hayranlarını bu yazının altına bekliyorum.
FRIENDS APARTMENTS
Büyük bir FRİENDS hayranı olduğumuz için bir süre apartmanın önünde ve çevresinde dolandık. Bulunduğu çevrenin güzelliğine inanamayacaksınız. Greenwich Village'daki bu bina dizinin hayranları için mutlaka görülmesi gereken bir yer. İçine girip gezebileceğiniz ya da stüdyosunu ziyaret edebileceğiniz bir yer değil öncelikle bunu söyleyeyim. Sadece dizide dışarıdan görünen apartman bu. Gidip önünde fotoğraf çekinebilir ve kendinize minik bir hatıra bırakabilirsiniz. Hayır ben stüdyosunu görmek istiyorum diyorsanız dizinin bütün çekimleri Warner Bros'un Los Angeles'ta bulunan stüdyolarında çekilmiş.
Sokaklarda gezerken amerikan filmlerinde gördüğünüz her şeyi yaşayacağınıza emin olabilirsiniz. Bu arada her şey iyi hoş tabi ki kötü bir yanından bahsedecek olursam, bir çok yerde burnunuza gelen bir koku olacak. Bu nedir diye düşünebilirsiniz ama tahmin etmeniz uzun sürmeyecek. Evet New York'ta, hatta sadece burada değil amerikanın çoğu eyaletinde ot vb. şeyler içmek ve kullanmak serbest. İnsanlar öyle bağışıklık kazanmış ki su içer gibi sürekli ellerinde görebilirsiniz. Ve kokusu gerçekten berbat.
SOHO
Bir sonraki rotamız SOHO. Açılımı South of Houston anlamına geliyor yani Houston caddesinin güneyinde demek oluyor. Bir çok mağazanın ve lüks butiklerin olduğu cadde sokakları ile bizi mest etsede genelde mağaza olduğundan çok çabuk sıkıldık. Bu bölge öncesinde bir çok sanat galerisini kapsadığı ve sanatçıların çatı katlarıyla dikkat çektiği için göz önünde tutuluyormuş fakat şimdi işler değişmiş gibi görünüyor.
Ve bir çok ülkede olduğunu bilsekte en meşhuru New York'un Çin mahallesi.
CHINATOWN
Amerika göçmenlerin kurduğu bir ülke olduğu için her dinden her ırktan insan var fakat şehrin içinde kendi ülkelerinin minyatürünü kurmaları çok enteresan geliyor bana. Sokağa girdiğiniz zaman asla New Yorkta olduğunuzu düşünmüyorsunuz. Sizi Çin'de olduğunuza inandırabilecek derecede bir bölge. İngilizcemiz var fakat hiç Çincemiz olmadığından tabelaları okuyamıyoruz bu yüzden her yer karmakarışık geliyor. Ama atmosferini seveceksiniz.
Şehrin içerisinde minyatürü olan bir ülke daha var.
LITTLE ITALY
Tesadüfen girdiğimiz sokağın küçük italya olduğunu görünce başta çok şaşırdık. Girdikten sonra neden her yer italyan restaurantı diye düşünürken kafamıza dank etti. Çok eğlenceli ve lezzet dolu bir sokak. Ve her yer cıvıl cıvıl. Bizim de tam olarak acıkma saatlerimize denk geldiği için nerede yiyebiliriz diye bakınmaya başladık ve bu kadar pizza görünce tabi dayanamayıp dilim pizza satın alabileceğimiz bir yer bulduk kendimize.
New Yorkta ilk günümüzü şans eseri bulduğumuz ve güneşi Brooklyn bridge manzarasını izleyerek batırdığımız bir yerde bitirdik. Yeni bir ülke keşfetme heyecanı ile neredeyse planladığımız her yeri ilk günden görmüş olduk.
2.Gün
Eğer güne erken başlıyorsanız bu aylarda sabah saatleri biraz soğuk olabilir, biz ilk gün havanın azizliğine uğrasakta ikinci gün hazırlıklı bir şekilde otelimizden çıkış yaptık.
Buradan bize Empire State'i öğreten saygı değer Ted Mosby'e selam olsun. Evet ilk durağımız
EMPIRE STATE
Fifth Avenue'de 33. ve 34. caddelerin arasında bulunan bu gökdelen şehrin en güzel simgelerinden birisi.
1931 tarihine kadar new yorkun en yüksek binası Crysler olarak biliniyordu fakat empire bu ünvanı onun elinden aldı. birazdan ona da geleceğiz :) Bu gökdelen sadece ve sadece 18 ayda yapılmış ve şu an acayip ünlü. Gelelim bu binanın nasıl gezildiğine. Evet arkadaşlar paraya kıyıp en tepesine (120.kat) çıkmak
isteyenler için hemen alta güncel bilet fiyatlarını koyuyorum. Ayrıca direkt olarak the empire state buılding sitesine girerek farklı seçeneklerden de yararlanabilirsiniz. Empire'dan manzara izlemektense direkt içinde empire olan bir manzara görmek isterim diyorsanız buyrun bir sonra ki durağımıza :)
ROCKEFELLER CENTER
Bir çoğunuzun duyduğu ve özellikle Noel filmlerinde gördüğümüz o ünlü bina. Alt katında alışveriş merkezi ve bahçesinde kocaman buz pateni yapabileceğiniz bir alana sahip olan bu binanın en üst katına çıkıp muhteşem new york manzarasını seyredebilirsiniz. Şehrin en kalabalık noktalarından birisi ve bilinen en ünlü markaların mağazalarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca Friends dizisinin yapımcısı olan NBC kanalı da burada bulunuyor. Özellikle Noel aylarında eğlenebileceğiniz etkinliklerin hepsi burada yapılıyor. Kesinlikle New York için tercih edilmesi gereken aylar Kasım ve Aralık aylarıdır. Evet gelelim bu güzel binanın ücretine, kendi sitesinde belirli seçenekleri bulunuyor. En uygun general admission olarak bilinen bilet 34-40 dolar arasında. Sonra ki seçeneklerden biri Express pass 75 dolar ve son olarak VIP tour 110 dolar. Ben illa da buraya çıkacağım diyenlere şimdiden iyi eğlenceler diliyoruz ve bir sonra ki durağımıza geçiyoruz.
Bu arada New York öyle bir şehir ki söylediğim bütün bu görülmesi gereken yerler olmasa dahi sokaklarında gezerken bile görülecek muhteşem manzaralar bulabiliyorsunuz. Minik bir dipnot olsun.
THE NEW YORK PUBLIC LIBRARY
Hedefimiz bu meşhur kütüphane olacaktı fakat yolda aynı isimle bir kütüphane daha görünce (hemen sağ çaprazında) burası zannedip girdik. Bütün bu gökdelenleri görme isteği ile aklımıza parlak bir fikir geldi ve dedik ki bu kütüphanenin kesin bir terası vardır. Ve evet çok güzel bir terası var. Hiç bir ücret ödemeden hem keyif yaptık hem dinlendik desem. İşte o güzel teras :)
Şimdi gelelim asıl kütüphaneye. Dünyanın üçüncü en büyük ve en geniş arşivine sahip bu kütüphane 1911'de açıldı. Okuma salonları size Harry Potter filmlerinden bir sahneymiş gibi hissettiriyor. Bu kütüphane ABD'de en zengin online koleksiyona sahiptir ve kütüphanenin web sitesinden e-kitap, süreli yayın, resim ve video gibi farklı türde 900 bine yakın belgeye sınırsız ve ücretsiz olarak erişim sağlayabilirsiniz. Konum olarak Manhattan Bryant Park'ta yer alıyor. Kütüphaneyi gezdikten sonra dışarıda ki masalarda ve ya kütüphane merdivenlerinde oturup keyif yapabilirsiniz.
Ayrıca içerisinde şubat ayına kadar devam edecek olan ücretsiz bir sergi bulunuyor. FORTUNE
Yapı olarak Empire'dan daha çok beğendiğim;
CYRSLER BUILDING
Manhattan'ın doğu tarafından ki Turtle Bay bölgesinde yer alan bina, Empire State onu geçene kadar dünyanın en yüksek binası ünvanına sahipti. 1973'de Dünya Ticaret Merkezi inşatı ile üçüncü en yüksek bina oldu fakat 11 eylül saldırısında Dünya Ticaret Bakası yıkılınca tekrar şehrin ikinci olma ünvanını yakaladı. Bana göre New York'un en zarif binası budur. Aksini söyleyen yoktur :) Açıkçası bu bina ziyaretçi kabul ediyor mu bilemiyorum bu yüzden yanlış bilgi vermek istemem. Şunu söyleyebilirim şehrin bir çok yerinden bu binanın muhteşem fotoğraflarını çekebilirsiniz.
Cyrsler Binasına doğru ilerlerken gözlerinizi ondan ayırmak istemiyor olabilirsiniz fakat etrafınıza baktığınız an bir diğer durağımızı görüyoruz. Bu yerler öyle güzel konumlandırılmış bütün yapıları bir fotoğraf karesine sığdırabiliyorsunuz.
GRAND CENTRAL TERMINAL
Tren platformu sayesinde halen bile dünyanın en büyük tren garı binasını görmek muhteşem hissettriyor. Her yeri resmen tarih kokan bir mekan. Bir çok sinema filminde insanların valizleri ile ordan oraya koşuşturduğu sahneler gözünüzde canlanacaktır. İçerisinde onu meşhur kılan simgelerden birisi de tam ortada bulunan saat. Buluşma noktası olarak nitelendirebilirsiniz. Bu saat Amerikan filmlerinde ayrılıklara ve kavuşmalara eşlik ediyor. Terminalin alt katında kafeler ve restaurantlar bulunuyor. Ayrıca girişinde bir apple mağazası var. Evet bunu görünce biraz şaşırmıştım ama baktığınız zaman amerika demek apple demek. Ve bir çok mekan içerisinde apple mağazası görmeniz mümkün. Girdiğimiz her müzeye, kütüphaneye ve binaya bütün bu güzelliklere veda etmek zor olsada terminalden ayrılıyoruz.
New York'un en ama en güzel katedralini görmeye hazır olun.
SAINT PATRICK KATEDRALİ
Bina tam olarak yukarıda bahsettiğimiz Rockefeller binasının karşısında bulunuyor. Bu dini yapı aynı zamanda New York eyaletinin Başpiskoposluk idare binasıdır. Ziyaretçiler ve tabiki benim için katedralde karşılaşacakları ilk sürpriz meşhur ressam Michelangelo'nun Pietasından üçkat daha büyük olan Pieta heykelinin bulunmasıdır. Bu isimde bir katedral daha bulunuyor fakat o Aziz Patrick'in eski katedralinin bazilikası şeklinde tanımlanmaktadır. Gezi sırasında sessiz olmak ve duyarlı davranmak gerekiyor çünkü her ne kadar içerisi turist kaynasa da halen bir ibadethane olarak kullanılıyor. Girişler ve düzenlenen turlar ücretsiz. Her sabah 06:30 ve akşam 20:45 saatleri arasında açık oluyor.
Manhattan’ın göz bebeği, neon ışıkları ve bambaşka bir dünyadaymışsınız hissi veren atmosferi ile akıllara kazınan meşhur meydana gidiyoruz. Tahminler doğru, Times Meydanı!
TIMES SQUARE
New York’a ilk defa gidiyorsanız mutlaka uğramanız ve vakit geçirmeniz gereken bir yer. Eğer aşırı canlı olsun istiyorsanız haftasonunu tercih edebilirsiniz. Genelde her zaman canlı olsa da haftaiçi bir tık daha nefes alabilecek alan bulmanız mümkün oluyor. Meşhur kırmızı merdivenlerinde oturup Times’ın büyülü güzelliğini izleyebilirsiniz. Bize göre meşhur olmasının sebebi burada ki insan çeşitliliği ve canlılığı. Onun dışında yüksek binalar ve binaların üstünde ki ışıklı reklamlardan ibaret ama gelin görün ki burada vakit geçirmek insanın hoşuna gidiyor. Tabi ki Times Meydanının akşam gezileni makbuldür.
New York'a doymak mümkün değil ama hava kararmaya başlayınca günü Central Park'ta bitirmek istedik. Bu parkın neden bu kadar meşhur olduğunu 3. günümüzde uzun uzun yürüyüşler ve kahvaltı yaparak anlayacağız. :)
3. Gün
Her sabah olduğu gibi bu sabahta erken saatte kalkıp metroya atladık ve kendimizi Manhattan'da bulduk. Tabi ki Manhattan öyle belirli bir bölge değil. New York'ta geniş bir alanı kaplıyor. Biz görmek istediğimiz yerlere göre yakın bir konum seçip oraya gidiyoruz ve yürüyerek her yere ulaşabiliyoruz. Bunun için yürümeyi seviyor olmalısınız. Planımız Central Park'ta güzel bir kahvaltı ve yürüyüş olacak.
Sabah kahvemizi alıp kahvaltımızı yaptık diyemiyorum üzgünüm. AÇ AÇ KAHVE İÇMEK BİZE GÖRE DEĞİL ARKADAŞLAR.
Dışarıda bir şey bulamadıysanız Central Park'ın içerisinde yemek arabaları var kahvaltı için bir çok şey bulabilirsiniz.
veeeee;
CENTRAL PARK
Manhattan içerisinde yer alan ve tam olarak 3382 dönüm alan üzerine kurulu, halka açık kentsel bir parktır. İçerisinde gezerken her yer nasıl bu kadar yeşil burası nasıl hiç kirletilmeden zarar verilmeden ayakta duruyor diye türlü türlü düşüncelere dalabilirsiniz. Bir ağaçta en az 5-6 sincap görüyorsunuz ve insanlara o kadar alışmışlar ki elinizi uzattığınızda bile yanınıza kadar geliyorlar. Tekrar söylüyorum kasım ayında gelmelisiniz. Bu ayda yapraklar sararmış ve yavaş yavaş dökülüyor oluyor. Görüntüyü zihninizde canlandırmalısınız. MUHTEŞEM!
Öncesini duyunca tekrar hayretler ediyorsunuz nasıl bu kadar güzel bir alana dönüştü diye çünkü edindiğim bilgilere göre öncesinde hastalık saçan ve düzensiz alana sahip bir bataklıkmış bu park. Ve barok tarzı ile yapılmış dünyanın ilk peyzaj çalışması olması da Central Park'ın en önemli özelliklerinden biridir.
Temiz havamızı aldıktan sonra parktan çıkıp MET'e doğru ilerliyoruz. Yolumuzun tam üstünde görülmesi gereken bir sanat müzesi daha var fakat biz onu gezmedik. Yinede buraya ekliyorum belki siz görmek istersiniz :) THE SOLOMON R. GUGGENHEIM MUSEUM
METROPOLITAN MUSEUM OF ART
Halk dilinde "THE MET". Bu müze Central Park'ı Manhattan'ın en zengin semti olarak bilinen Upper East Side'a bağlayan bir meydanda bulunuyor. Önünde ki merdivenler içeride ki koleksiyon fazlalığından başı dönen ve soluklanmak isteyen insanlarla dolu. Dünyanın en büyük ve en önemli müzelerinden biridir. Müzede eski doğu, Mısır, Yunan ve Roma dönemlerine ait eserler bulunmaktadır. İçerisinde çok büyük bir Met Store var. Fiyatlar tabiki bize yok daha neler dedirtiyor. Burayı tamamen gezmek istiyorsanız bir gününüzü feda etmeniz gerekebilir. Müze, yetişkinler için 30 dolar, yaşlılar için 22 dolar, öğrenciler için ise 17 dolar. Ayrıca üyeler ve 12 yaşından küçük çocuklar için ücretsiz. Ve ayrıca engelli bir ziyaretçiye eşlik eden bir bakıcı içinde ücretsiz seçeneği geçerli oluyor. Ziyaret saatleri değişkenlik gösterebiliyor bu yüzden gitmeden önce internetten bakmanızı tavsiye ederim.
FLATIRON BUILDING
New York'un en dikkat çekici binalarından biri. Ütüye benzediği içinde anlamı bu olan Flatiron ismini almıştır. Yapıldığı tarihte şehrin en yüksek binalarından biri olarak kabul edilmiştir. Bu bina yapım tarihinde çelik iskelet kullanılarak yapılan ilk binadır. İçerisinde iş merkezleri ve ofisler bulunuyor. Ofislerden birinin manzarasına şahit olunca şöyle bir ofis nasip olur mu diye dualar ediyoruz.
Ayrıca bu öneri için küçük bir kısım ayırmadan edemeyeceğim. Flatiron Binası bölümüne ek olarak Harry Potter hayranları varsa aranızda bu bilgiye çok sevineceksiniz.
HARRY POTTER
Bir Harry Potter fanı olarak böyle bir mağazanın varlığından nasıl haberim olmaz diye kendime kızıyor olsam da şans eseri gördükten sonra amma şanslıyım be diye haklı bir mutluluk ile buram buram film kokan mağazaya giriş yapıyoruz. Genelde internette Flatiron binasında diye bir söylem geçiyor fakat bölgeden bahsediliyor diye düşünüyorum çünkü o binada değil. Ama dibinde diyebileceğimiz kadar birbirlerine yakınlar.
Mağazanın içine girdiğiniz zaman filmin her bölümünü tek tek yaşıyor gibisiniz. İçeri de kendinize ve sevdiklerinize hediye olarak alabileceğiniz türlü türlü ürün var. Ve dekorları o kadar güzel ki belli bölümlerinde fotoğraf çekinebileceğiniz alanlar yaratılmış. Ayrıca çok güzel bir bar kısmı var. Harry Potter bardakları ile köpüklü meşhur biralarından içebilirsiniz.
Buraya rastlamanın verdiği mutluluk yanında havanın güzelliği derken bu güzel havada akşam olmadan görmemiz gereken bir kaç ÖNEMLİ yer daha kaldı. Bunlardan birisi, tüm dünyanın bildiği hatta New York neresidir bilmeyen birinin bile en az bir kere görüp duyduğu o meşhur simge.
ÖZGÜRLÜK HEYKELİ ( STATUE OF LIBERTY)
Dünyanın en tanınan anıtlarından biridir. New York'un Liberty adası üzerine inşa edilmiştir. Bakırdan yapılan bu heykel Fransa tarafından ABD'ye hediye edilmiştir. Böyle hediye dünya üzerinde görülmedi. Heykel sağ elinde bir meşale sol elinde ise bir kitabe tutar. Heykelin başındaki taç'ın 7 ucu 7 kıtayı veya 7 denizi simgeler. Bu devasa heykel yapıldıktan sonra 350 parçaya bölünüp tam 214 sandık içinde New York'a getirilmiş ve parçalar 4 ay içinde tekrar birleştirilmiş. Heykelin içinden meşaleye kadar 168 basamaklı bir merdiven ile çıkabilirsiniz. Tabi ki bunun için feribot ile Liberty adasına geçiş yapmanız gerekiyor. Bunun günahı ise 24-30 dolar arasında. Direkt kendi orijinal sitesinden tarih seçip fiyatlara ve uygunluk durumuna bakabilirsiniz.
Gün batıyor. Bu da Brooklyn köprüsü için muhteşem bir zaman demektir!
BROOKLYN / DUMBO
En güzelini sona sakladık. ikonik köprü manzarasını izlemek için metroya atlayıp karşıya geçebilir ya da gün batımını kaçırmyacak bir saat ayarlayıp Brooklyn köprüsünden yürüyebilirsiniz. Köprünün ilk yılları biraz lanetli geçse de şimdilerde bu köprüde yürüyüşler yapmak ve vakit geçirmek oldukça keyifli hale gelmiş. Köprü ile ilgili hikayelerden burada bahsetmeyeceğim ama merak edenlerin okumasını tavsiye ederim. Fotoğraflarda görünen köprü manzarasını görebileceğiniz yer DUMBO olarak geçiyor. Burasıda öncelerde tehlikeli bir semt olarak ün salmış fakat turistlerin yoğunluğu arttıkça zengin bir hal almaya başlamış. Çok güzel Restaurant ve kafelerin olduğu bir yer. Hemen köşede isim yapmış bir pizzacı var. FRONT STREET PİZZA. Dilim pizzalardan yiyip köprü manzarasının tadını çıkartabilirsiniz.
Sizleri durak isimleri, numaraları ve bu gibi çeşitli şeylerle boğmak istemiyorum. Yazının en başında da söylediğim gibi Google maps ile her şeye ulaşmanız mümkün.
4.Gün
Son günümüzü kendimize ayırsakta bir yere daha uğramadan geçemedik. Yine Friends hayranlarının çok duyduğu fakat gerçekliğinin farkına varamadığı bir müze. Evet Ross Geller'ın çalıştığı sürekli dinazor fosillerinin bahsi geçen Amerikan Doğa Tarihi Müzesi ( Museum of Natural History ) .
MUSEUM OF NATURAL HISTORY ( Amerikan Doğa Tarihi Müzesi)
Yine ve yine dünyanın en büyük ve en ünlü müzelerinden biridir. Central Park'ın hemen yanında bulunuyor. Hafta içi gittiğiniz zaman genelde okuldan öğretmen gözetiminde gelen öğrencileri görebilirsiniz. 34. milyondan fazla bitki, hayvan, fosil, mineral, kaya, göktaşı, insan kalıntısı ve insan kültürel eseri örneğinin yanı sıra donmuş doku ile genomik ve astrofiziksel veriler için koleksiyonlar içeriyor. Çok ama çok geniş bir alana sahip yani gez gez bitiremeyeceğiniz türden bir yer. Kaybolanlara çare olarak uzmanlar teknolojiden yararlanarak bir uygulama geliştirmişler. Kaşif adlı bu uygulamayı telefonunuza indirebilirsiniz. İçerisinde acıktığınız zaman atıştırmalık alabileceğiniz yerlerde var.
Bilet fiyatlarına gelecek olursak, yetişkinler için 28 dolar, öğrenciler için 22 dolar, 3-12 yaş 16 dolar ve 60 yaş üstü için 22 dolar şeklinde. Öğrenciyseniz bunu kanıtlayacak nitelikte bir belgeye ihtiyacınız olacak. öğrenci kartı, belgesi vb.
New York gezmekle bitmiyor. Bir kaç güne olabildiğince rota sığdırdık ve bunları sizinle paylaşmak benim için ayrı bir mutluluk. Sormak istedikleriniz veya görmek istedikleriniz için sosyal medya hesabım;
💌
Keyifli Okumalar Diliyorum!























Yorumlar
Yorum Gönder